1 Kasım 2011 Salı

ben özledim galiba seni...

Çocukken yere düşer dizimizi kanatır, ardından enseye şaplak misali savururduk bir kelime: "Acımadı ki!"... Oysa yerdeki taş dizden bir parça sıyırıp alır, ödemesini doz doz acıyla yapardı. Kanım kanım kanayan oyuk cılız bir acıyla inlerdi aslında. Acırdı... Çocukluk gururumuzla pansuman yapardık yaramıza, günden güne kabuk bağlar ve yaşanan da o kabuğun altına saklanıp silinirdi hafızalardan. oysa şimdi öyle mi?
büyüdükçe yitip gidenlerden oldu o küçük bedendeki büyük yüreklilik de... Artık "acımadı ki"ler kâr etmiyor açılan oyuklara, eskisi gibi değil kabuk bağlaması yaranın.. "acımadı ki"ye niyetlendiğin an kabuğun kenarlarından inceden inceye bir sızı titretiyor bedeni... değişen ne oldu; düşüşlerimiz mi sertleşti, yoksa acıya bağışıklığımızı mı yitirdik? yoksa çaresizliği mi öğrendik? neydi ki bizi çaresizleştiren; aşk? ayrılık?
Ayrılıkla biten aşklar öyle bir oyuktur ki yürekte, öyle "keşke"ler sızar ki o oyuktan, bazen çocuk olup düşmek istersin yine.. o ayrılık kabuk bağladıkça bir mutlu an gelir gözlerinin önüne, bir bakarsın tekrar açılmış yaran. zaman sürersin üzerine merhem niyetine, sahte gülüşler sürersin, etrafında bulunan diğer insanlardan serpiştirirsin ama nafile gelir.. unuttum dersin, lanet olsun dersin, yüzünü bile görmek istemiyorum dersin, ama buna sadece etrafındakiler inanır, sen değil... öyle zordur ki o sızıyı hafifletmek, gerçekten unutabilmek herşeyi öylesine zordur ki...
ve itiraf etmek de en zorudur, özlediğini.... evet, özledim seni, çok özlüyorum.. böylesine özlerken, özlemeyeceğim günlerin gelmesini beklemek o kadar zor ki benim için.. olmayacak bir şey için savaşmışlığın yorgunluğu var üzerimde. şimdi tek isteğim tekrar çocuk olup dizlerimi kanatmak ve acı gerçeği çarpmak hayatın yüzüne: "Acımadı ki!"...