Çocukken yere düşer dizimizi kanatır, ardından enseye şaplak misali savururduk bir kelime: "Acımadı ki!"... Oysa yerdeki taş dizden bir parça sıyırıp alır, ödemesini doz doz acıyla yapardı. Kanım kanım kanayan oyuk cılız bir acıyla inlerdi aslında. Acırdı... Çocukluk gururumuzla pansuman yapardık yaramıza, günden güne kabuk bağlar ve yaşanan da o kabuğun altına saklanıp silinirdi hafızalardan. oysa şimdi öyle mi?
büyüdükçe yitip gidenlerden oldu o küçük bedendeki büyük yüreklilik de... Artık "acımadı ki"ler kâr etmiyor açılan oyuklara, eskisi gibi değil kabuk bağlaması yaranın.. "acımadı ki"ye niyetlendiğin an kabuğun kenarlarından inceden inceye bir sızı titretiyor bedeni... değişen ne oldu; düşüşlerimiz mi sertleşti, yoksa acıya bağışıklığımızı mı yitirdik? yoksa çaresizliği mi öğrendik? neydi ki bizi çaresizleştiren; aşk? ayrılık?
Ayrılıkla biten aşklar öyle bir oyuktur ki yürekte, öyle "keşke"ler sızar ki o oyuktan, bazen çocuk olup düşmek istersin yine.. o ayrılık kabuk bağladıkça bir mutlu an gelir gözlerinin önüne, bir bakarsın tekrar açılmış yaran. zaman sürersin üzerine merhem niyetine, sahte gülüşler sürersin, etrafında bulunan diğer insanlardan serpiştirirsin ama nafile gelir.. unuttum dersin, lanet olsun dersin, yüzünü bile görmek istemiyorum dersin, ama buna sadece etrafındakiler inanır, sen değil... öyle zordur ki o sızıyı hafifletmek, gerçekten unutabilmek herşeyi öylesine zordur ki...
ve itiraf etmek de en zorudur, özlediğini.... evet, özledim seni, çok özlüyorum.. böylesine özlerken, özlemeyeceğim günlerin gelmesini beklemek o kadar zor ki benim için.. olmayacak bir şey için savaşmışlığın yorgunluğu var üzerimde. şimdi tek isteğim tekrar çocuk olup dizlerimi kanatmak ve acı gerçeği çarpmak hayatın yüzüne: "Acımadı ki!"...
kısa yolun yolcusu
kainattaki kısa yolculuğun yoldaşlarıyız...
1 Kasım 2011 Salı
6 Ekim 2011 Perşembe
Eskiden olsa...
Eskiden olsa o kadar çok yazardım ki... öyle çok önemli olaylara gerek olmazdı. aklıma geleni dilimden tüymeden kalemime kaydırır, kalemin ucuyla kağıdı birbirine kavuştururdum ve o tiz sürtünme sesinde haykırırdım olanı biteni.. Eskiden olsa çok yazardım, çünkü yazacağım çok şey olurdu; az olsa da çoğaltırdım.. şimdi ne oldu bilmiyorum; tükenmez kalem adını yalanlarcasına tükendi de mi böyle oldu yoksa ona inat ben mi tükendim bilmiyorum... belki de kurşun kalem hecelerimi kurşuna dizmiştir.. dakikalarca, saatlerce, gecelerce ardından kovaladığım hecelerim çoktan gömülmüştür laf kalabalıklarına.. yeniden dirilme zamanı gelmedi mi henüz?? geçiyor bile!! oysa eskiden olsa, ben bunu demezdim.. varın siz düşünün gerisini
3 Ekim 2011 Pazartesi
kayboldum kuytusunda yalnızlıkların...
Kendim için en iyisini bilememek yoruyor.. herşey fazla gayp sanki, fazla bilinmez.. ne istediğini bilmemek de bundan kaynaklanıyor olsa gerek. hakkında hayırlı olanın ne olduğunu bilemedikçe kadere güldürmeye devam ediyorsun kendini istekler sıralayarak.. öyle ki, belki de isteklerin öylesine tehlikeli, öylesine olmayası isteklerdir. ama kurmaya devam ediyorsun...
sonuç olarak yalnızım işte, hiç mi hayalim yoktu? hiç mi plan yapmadım hayatımın taslağı hakkında? yaptım elbet, hem de çok inanılası.. oysa kader büyük konuşmuş olmalı ki, sıfırı çektim taslağımın son halinden.. ben çoğulluk istedim tekil kaldım, bana yazılan rolü oynarken ben kalabalık bir sahne istedim oysa ki tek kişilik dev kadroymuşum..
derin bir nefes alıyorum ve tetris taşları gibi kafama düşen dakikaların parçalarını birbirine geçirebilmeye çalışıyorum sadece, her ne kadar bu elimdeyse de insan tetriste de kaybedebiliyor değil mi?
yalnızlık şimdilik güzel, kuytularında kaybolduğum yalnızlık bir gün beni de bir yola çıkaracak eminimki... çünkü biliriz ki güneş battıktan sonra doğmaktan hiç vazgeçmedi..
sonuç olarak yalnızım işte, hiç mi hayalim yoktu? hiç mi plan yapmadım hayatımın taslağı hakkında? yaptım elbet, hem de çok inanılası.. oysa kader büyük konuşmuş olmalı ki, sıfırı çektim taslağımın son halinden.. ben çoğulluk istedim tekil kaldım, bana yazılan rolü oynarken ben kalabalık bir sahne istedim oysa ki tek kişilik dev kadroymuşum..
derin bir nefes alıyorum ve tetris taşları gibi kafama düşen dakikaların parçalarını birbirine geçirebilmeye çalışıyorum sadece, her ne kadar bu elimdeyse de insan tetriste de kaybedebiliyor değil mi?
yalnızlık şimdilik güzel, kuytularında kaybolduğum yalnızlık bir gün beni de bir yola çıkaracak eminimki... çünkü biliriz ki güneş battıktan sonra doğmaktan hiç vazgeçmedi..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)