6 Ekim 2011 Perşembe

Eskiden olsa...

Eskiden olsa o kadar çok yazardım ki... öyle çok önemli olaylara gerek olmazdı. aklıma geleni dilimden tüymeden kalemime kaydırır, kalemin ucuyla kağıdı birbirine kavuştururdum ve o tiz sürtünme sesinde haykırırdım olanı biteni.. Eskiden olsa çok yazardım, çünkü yazacağım çok şey olurdu; az olsa da çoğaltırdım.. şimdi ne oldu bilmiyorum; tükenmez kalem adını yalanlarcasına tükendi de mi böyle oldu yoksa ona inat ben mi tükendim bilmiyorum... belki de kurşun kalem hecelerimi kurşuna dizmiştir.. dakikalarca, saatlerce, gecelerce ardından kovaladığım hecelerim çoktan gömülmüştür laf kalabalıklarına.. yeniden dirilme zamanı gelmedi mi henüz?? geçiyor bile!! oysa eskiden olsa, ben bunu demezdim.. varın siz düşünün gerisini

3 Ekim 2011 Pazartesi

kayboldum kuytusunda yalnızlıkların...

Kendim için en iyisini bilememek yoruyor.. herşey fazla gayp sanki, fazla bilinmez.. ne istediğini bilmemek de bundan kaynaklanıyor olsa gerek. hakkında hayırlı olanın ne olduğunu bilemedikçe kadere güldürmeye devam ediyorsun kendini istekler sıralayarak.. öyle ki, belki de isteklerin öylesine tehlikeli, öylesine olmayası isteklerdir. ama kurmaya devam ediyorsun...
sonuç olarak yalnızım işte, hiç mi hayalim yoktu? hiç mi plan yapmadım hayatımın taslağı hakkında? yaptım elbet, hem de çok inanılası.. oysa kader büyük konuşmuş olmalı ki, sıfırı çektim taslağımın son halinden.. ben çoğulluk istedim tekil kaldım, bana yazılan rolü oynarken ben kalabalık bir sahne istedim oysa ki tek kişilik dev kadroymuşum..
derin bir nefes alıyorum ve tetris taşları gibi kafama düşen dakikaların parçalarını birbirine geçirebilmeye çalışıyorum sadece, her ne kadar bu elimdeyse de insan tetriste de kaybedebiliyor değil mi?
yalnızlık şimdilik güzel, kuytularında kaybolduğum yalnızlık bir gün beni de bir yola çıkaracak eminimki... çünkü biliriz ki güneş battıktan sonra doğmaktan hiç vazgeçmedi..